atag logo1

Alevi Toplumu-Alevitische Gemeinde

ATAG e. V.

Tauben Str. 20,  70199 Stuttgart

email: alevitentum@yahoo.de   tel: 0173 780 56 17

Home

Aleviten Alevitentum

Kontakt

Hz. Ali/Ehlibeyt

Sorularla Alevilik

Bücher/Kitaplar

cem

Gülbanklar

Kerbela ve Muharrem Orucu

Remzi Kaptan

Spende-Bagis

Ulu Hünkar Hacı Bektaş Veli Her Dem Işığımızdır

 

Remzi Kaptan

 remzi.kaptan@yahoo.com

Bizler, nasıl ki Hz. Ali ve 12 İmamlara bağlıysak aynı şekilde Hacı Bektaş Veli'ye de bağlıyız. Ulu Hünkar Hacı Bektaş Veli'nin yoluna bağlı, onun değerlerinin savunucusu, onun ilkelerinin takipçileriyiz. Alabildiğine kafa karışıklığının yaşandığı ve çeşitli merkezlerin müdahalelerinin hız kazandığı günümüzde bu bağlılığın altının kalın harflerle bir kez daha çizilmesi gerekiyor.

Bizlerin Hacı Bektaş Veli'ye bağlı olmamız, onun ilkelerinin takipçisi olmamız, onun şahsında somutlaşan değerlere önem vermemiz, beraberinde ulu Hünkarı daha iyi anlamamız gerektiği sonucunu ortaya koyuyor. Hacı Bektaş Veli'yi anlamak, kavramak, düşüncelerini ve değerlerini benimseyip özümsemek şu an yaşadığımız toplumsal (ve hatta bireysel) sorunlarımıza çözüm demektir.

Son bir kaç yüz yıldır toplumumuz -her manada- bir geriye gidiş yaşıyor. Oysaki toplumlarda bireyler gibi her anlamda, hayatın her noktasında durmadan ilerlemek, gelişmek, büyümek zorundadırlar. Eğer gelişme, ilerleme, büyüme olmuyorsa; kaçınılmaz olarak geriye gidiş gerçekleşiyor. Mevcudu korumak bile geriye gidiş demektir.

Alevi toplumu bilinen nedenlerden dolayı gelişmiyor, büyümüyor, ilerlemiyor. Herkes için geçerli olan Aleviler içinde geçerli. Geçerli olduğu içinde kaçınılmaz olarak Alevilerde geriye gidiyor. Geriye gitmek beraberinde yok olmayı getiriyor. Eğer bunca zamandır bunca geriye gidişe rağmen, en ufak bir ilerleme olmamasına rağmen Alevi toplumu varlığını -azalmış olarak da koruyorsa-, bunun en büyük nedeni; temelimizi atan ve daha sonra bu sağlam temel üzerinde inşa çalışmalarını devam ettiren başta Hacı Bektaş Veli olmak üzere yiğit önderlerimizin sarsılmaz inançlarına borçluyuz. O mübarek şahsiyetler sarsılmaz inançlarıyla muazzam bir temel atmışlardır. Bu temel sayesinde bunca yara bereye rağmen, kayıplara rağmen, azalmalara rağmen varlığımızı koruyoruz.

Temelimiz ne kadar sağlam olursa olsun eğer gelişmek için gerekli müdahaleyi yapamazsak emin olun o kaçınılmaz sonu bizlerde yaşayacağız. Sonumuzun gelmesi için birileri olmadık planlar yapmaya devam ediyorlar. Nasıl ki asırlardır her türlü imkan ve yöntemle Alevileri etkisiz hale getirmeyi başarmışlarsa, şimdide son darbeyi vurup tarih sahnesinden silip atacaklar. Bu söylediklerimiz birileri için uçuk, saçma ve hatta komik gelebilir. Ancak hemen belirtelim ki söylediklerimizin gerçek olduğuna delil getirmeyi gereksiz görüyoruz. Kanıta gerek yok. Çünkü her halimiz başlı başına bir kanıt niteliğindedir. Değil diyenlere özce şunları hatırlatalım: bu gün Aleviler ve Alevilik namına herhangi bir kazanım, yasal güvence var mı? Egemen inanç mensupları hayatın her alanında, devletin ve toplumun her noktasında hakim değiller mi? Yaşam biçimleriyle, ibadet biçimleriyle yegane ve tartışılmaz “tek doğru inanç” olduklarını kabul ettirmişler mi? Bütün devlet imkanları onların denetiminde değil mi? Alevilerin en insani hakları olan cemevlerinin ibadethane statüsünde olması kabul görmemeye devam etmiyor mu? Sanırız daha saymaya gerek yok. Anlamak isteyen, kavramak isteyen, toplumuna ve değerlerine sahip çıkmak isteyenler gerekli sonucu zaten yaşayarak çıkarıyorlar.

Evet, şöyle kabaca toplumumuzun mevcut durumu ve geleceği hakkında kafa yorduğumuzda çok iyi bir tabloyla karşı karşıya değiliz. Ancak bu olumsuz tablo karamsar olmamız, umutsuz olmamız için bir neden değildir. Eğer değerlerimize ve doğrularımıza sahip çıkarsak kısa bir sürede geriye gidisi durdurduğumuz gibi daha ileriye doğru gelişmelerinde yaratıcısı olabiliriz. Bu bir ham hayal veya mucize istemek değildir. Tarihimizi ve tarihimizi şekillendiren yüce önderlerimizi kavradığımızda onların bunları gerçekleştirdiklerini görebiliriz. Bize düşen; onların mirasını sahiplenip, onlardan gereken dersleri çıkartıp yolumuzu sürdürmemizdir. “Ulu Hünkar Hacı Bektaş Veli Her Dem ışığımızdır” derken bunu kastediyoruz.

1240 yılında Anadolu topraklarının gördüğü en büyük isyanlardan biri olan Babailer isyan meydana geldi. Aleviler için yenilgiyle sonuçlanan bu isyanda sayısız Alevi yaşamını yitirdi. Adeta taş üstünde taş, omuz üstünde baş kalmadı. Bir çok araştırmacının ortak görüşüne göre Hacı Bektaş bu isyanda yer aldı ve kardeşi Menteş'de bu isyanda şehitler kervanına katıldı.

Baba İlyas ve Baba İshak önderliğinde şekillenen bu soylu  direniş eğer başarıyla sonuçlansaydı o zaman Aleviler inanç değerlerini ve ilkelerini hayata uygulayabilecekleri, özgürce yaşayabilecekleri bir düzen kuracaklardı. Ne yazık ki öyle olmadı. Bu görkemli direniş zaferle taçlanmadı. Taçlanmadığı içinde geride kalanlarda çok büyük kıyımlar yaşadılar, baskılar gördüler. Adeta üstlerine ölü toprağı serpildi. İşte böylesi olumsuz koşulların hakim olduğu, ağır travmaların yaşandığı, korkunç baskıların hakim olduğu o dönemde Hünkar Hacı Bektaş Veli ortaya çıkıp ciddi bir çalışmaya girişti.

O günkü adıyla Sulucakarahöyük adlı köyde (günümüzün Hacıbektaş ilçesi), sadece üç-beş ailenin yaşadığı bu küçük yerleşimde adeta bir mucize gerçekleştirdi ulu Hünkar. Yenilgiyle sonuçlanan isyanın ağır etkilerini giderdiği gibi toplumu yeniden biçimlendirdi. O biçimlendirmenin etkileri hala canlı şekilde varlığını sürdürüyor.

Muazzam bir örgütlenmeye girişti Hacı Bektaş. Binlerce insanı eğitti, toplumun eksikliklerini tespit edip ona göre yeniden şekillendirdi. Yıkık, yenilmiş, baskı altında yaşayan bir toplumu ayağa kaldırdı ve yeniden tarih sahnesine sürdü. İşte keramet, mucize arayanlar başka noktalarda aramasınlar Hünkarın kerametini. Burada arasınlar. Onun yolunu sürdürenler bu noktada yoğunlaşsalar çok daha sağlam bakabiliriz geleceğe.

Hayata ve dünyaya kafa yoran, toplumun değerlerine duyarlı olanların Hacı Bektaş Veli'yi anlamaları gerektiğini bu yüzden ısrarla dile getiriyoruz. Eğer Hacı Bektaş'ı anlayıp az da olsa anladıklarımızı praktize edebilirsek, o vakit ulu Hünkarın deyimiyle “bir oluruz, diri oluruz, iri oluruz”. Öyle olduğumuz zamanda değil Alevilerin tarih sahnesinde silinmesi, aksine görkemli şekilde, insanlık var oldukça var olacak sağlam bir yapıya kavuşuruz.

 

 

 


Statistiken

 

Anrede:
Ihr Vorname:
Ihr Name:
Telefon-Nummer:
eMail:
Grund Ihrer Nachricht: Ich habe eine Frage
Ich habe einen Vorschlag für Ihre Seiten
Ich habe eine Kritik anzubringen
Text:

 

Kopieren nur mit Quellenangabe/Kaynak gösterilmeden kullanilamaz!