atag logo1

Alevi Toplumu-Alevitische Gemeinde

ATAG e. V.

Tauben Str. 20,  70199 Stuttgart

email: alevitentum@yahoo.de   tel: 0173 780 56 17

Home

Aleviten Alevitentum

Kontakt

Hz. Ali/Ehlibeyt

Sorularla Alevilik

Bücher/Kitaplar

cem

Gülbanklar

Kerbela ve Muharrem Orucu

Çocuklara Aleviliği nasıl Öğretebiliriz?

Die Alevitische Lehre

Alevi Teaching

Het Alevitisch Geloof

Enseñanzas del Alevismo

Doutrina Alevi

La dottrina Alevi

Remzi Kaptan

Spende-Bagis

Alevi Toplumunun Geleceği

Şu an yer yüzünde farklı toplumsal kimlikler (din, ulus, etnik kimlik, mezhep, ideolojik aynılık) etrafında 8 milyara yakın insan yaşamakta.

Bu 8 milyarı oluşturan toplulukların tamamı kendisini hayatın her alanında daha iyi bir konuma getirmek için, varlıklarını korumak için, gelecekte de var olabilmek için canhıraş bir mücadele içindeler.

Her topluluk (ki bu adı ne olursa olsun, yani ister devlet şeklinde ulus kimliği etrafında örgütlenmiş olsun, ister başka bir kimlik ile devletler içerisinde varlığını yaşatsın) kendisini topluluk olarak var eden kimliğini, değerlerini, doğrularını çekici kılmak, ileriye taşımak, geliştirip güçlendirmek zorundadır.

Bunu yapmadığı takdirde yok olması kaçınılmazdır – ki şu an bu sekiz milyar içerisinde yok olmayla karşı karşıya olan çok sayıda topluluk mevcuttur.-

Bizlerde inanç kimliği etrafında bir arada olan bir topluluğuz.

Alevi inancına mensup Alevileriz.

Aleviliğin gelişmesi, yaşaması, varlığını koruması ve gelecek yüz yıllarda da var olması için hep birlikte biraz kafa yoralım.

Öncelikle şu noktada anlaşmamız gerekiyor.

Hatayı ve yanlışı hep kendimizde arayacak, daima kendimizden yola çıkarak, kendimizi sorgulayarak, özümüzü dara çekerek nasıl bir adım daha ileriye gidebilir, nasıl bir adım daha inancımızı yaşayabiliriz noktasında kendimizi sorgulamamız gerekiyor 

Yani dışımızdaki nedenleri eleştirmeden, bahane yapmadan, gerekçe göstermeden önce kendimizden yola çıkmalıyız.

Aleviliğin yaşamasını istiyorsak, Alevilerin bir çekim merkezi, bir ilgi alanı, tüm insanlığın sığınabileceği güvenli ve emin bir liman olmasını istiyorsak; mutlaka bunu yapmalıyız.

Zaten bu olmadığı takdirde Alevilerde birçok topluluk gibi yok olmakla karşı karşıya kalırlar.

Yani gelişmeyen, çekici olmayan, zor zamanlarda ve çetin sorunlarda çözüm üretemeyenler ne yazık ki bundan kaçamazlar.

Çözüm isteyenler, inançlarının devam yaşamasını isteyenler mutlaka sorgulayıcı olmak zorundadırlar.

O halde başlayalım.

Aleviler olarak Hakk inancı ve hakikatin yolu olan Aleviliğimizi yaşayabiliyor muyuz?

Eğer yaşıyorsak Aleviliğimizi bu durumda insanların imrendiği bir topluluk olmamız gerekmez mi?

Şu an böyle bir durumda mıyız, yani insanlığın imrendiği, gıpta ile baktığı bir topluluk muyuz?

İnsanlık şu anda Alevilere baktığında bir bütün olarak ne görüyor?

Kendi içimizde, iç işleyişimizde, ilişkilerimizde, birbirimize yaklaşım ve davranışlarımızda, en basitinden küçük bir cemevimizde o inancımızın öngördüğü topluluk muyuz?

Birbirini kollayan, birbirine hayatın her alanında destek olan, aynı inancı ve değerleri paylaşmanın sorumluluğuyla hareket eden, kendi yanı başımızdakini kendimiz kadar değerli ve önemli gören, birimizin yardıma ihtiyacı olduğunda davetsiz olarak onun yardımına koşan bir topluluk muyuz?

Köyümüze, mahallemize, semtimize, cemevimize dışarıdan gelen birisi bize özeniyor, bizim ilişkilerimize ve dostluğumuza sahip olmak istiyor, bizlere hayranlık ve gıpta ile bakıyor mu?

Aleviler olarak inancımızın dünya üzerindeki hedefi olan Rıza Şehri topluluğunun bir üyesi olmanın özelliklerini, güzelliklerini, değerlerini taşıyor muyuz?

Bizler şu anda Rıza Şehrine gitseydik, acaba bizi bu şekilde kabul ederler miydi?

Hep yoldaşlık etmesini dilediğimiz Bozatlı Hızır bize yoldaş olduğunda biz o yoldaşlığa layık mıyız?

Davranışta, üslupta, duygu ve ruh şekillenmesinde, eğitim ve eylem de düşünce ve alçakgönüllülükte ne kadar Aleviyiz?

 Şu an mevcut halimizle kime ne kadar çözüm, cevap olabiliyoruz?

Dışımızdan insanlar neden bizlere özensin, bizlerden biri olmak istesin?

Onların bize özenecekleri nelerimiz var?

Gündelik yaşamımızda, ilişkilerimizde, çevremize ve doğaya yaklaşımımızda inancımızın değerleriyle ne kadar biriz?

Misal şu an sayısız insan gelişmiş Batılı medeniyetlerde, devletlerde yaşamak istiyor.

Bireysel özgürlükler, maddi refah, hukuk, eğitim ve dünyanın diğer bölgelerine göre eşit şartlar olduğundan dolayı insanlar Batılı ülkelerde yaşamak istiyor.

Kimse misal Afrika’da, Afganistan’da yaşamak istemiyor.

Demek ki bu ülkeler bu insanlara bir şeyler sunabiliyor ki dünyanın geri kalan kısmı burada yaşamak istiyor.

Aynı durum dinler, inançlar, ideolojiler içinde geçerlidir.

Bizlerde bir inanç topluluğuyuz.

Dünyanın geri kalanı bizlerin topluluğunda yaşamak ister mi?

Bizlere geldiklerinde biz onlara ne verebiliriz?

Şu an kendi iç işlerimizde, birlikteliğimizde, bir birimizle hukukumuzda ne kadar adil, demokrat, eşitlikçi ve şeffafız?

Elbette birçok imkândan yoksunuz, elbette devletsel anlamda imkânımız yok.

Fakat en basitinde hep birlikte bir köyde yaşıyoruz, aynı derneği ve cemevini paylaşıyoruz, aynı mahalle ve semtte yoğunluklu yaşıyoruz.

Yani devletsel imkânımız yoksa dahi bazı imkanlara sahibiz.

Misal bir cemevimizde, derneğimizde gerçekten inancımızın ön gördüğü şekilde bir düzeyin sahibi miyiz?

Gelişmişlik, kültür, edebiyat, ahlak, yardımlaşma, çevre düzeni, iş bölümü, anlayış, destek, paylaşım ve benzer konularda küçük bir cemevi topluluğu olarak dışarıdan gelecek olanlara ne kadar çekici geliyoruz?

Soruları hep birlikte sorduk, cevapları da hep birlikte verelim.

Samimice verilen her cevap bizi ileriye taşır, kaçamak ve bahane arayan cevaplar ise bizi yok oluşa götürür.

Bu yazıyı okuyan/duyan herkes kendi çevresinden başlayarak, kendi ilişkilerinden ve topluluğundan yola çıkarak cevaplar, çözümler getirebilir.

Ben kendi adıma diyebilirim ki; bizler eğer gereken gayreti, özeni, duyarlılığı, çalışma ve disiplini sağlayabilirsek elbette insanlık için çekim merkezi oluruz, elbette birliğimiz gelişir, güçleniriz.

Bunun için çokça imkân sahibi olmak gerekmiyor.

Bir küçük cemevindeki 40 kişilik bir çekirdek topluluk bile yüzbinlerce insanın dahil olmak isteyeceği bir topluluk olabilir.

Bunun için o çekirdek kimselerin her yönüyle yani davranışta, söz söylemede, duruşta ve hatta yürüyüşünde bile bir değer, güzellik, çekicilik oluşturması gerekmektedir.

Yani Alevice yaşamalı, konuşmalı, yürümeli, düşünmeli, söz söylemeli, hareket etmeli.

İşte bütün boyut ve yönleriyle böylesi bir kişilik ve bu kimselerin oluşturduğu bir topluluk olabilirsek, o zaman başkalarının imrendiği ve dahil olmak istediği, arkadaş ve dost olmak istediği kişiler ve topluluk olmuş oluruz.

Cehalet ve gerilikle, kıskançlık ve dedikodu ile, tüketim ve tembellikle ise ne olacağımız gayet açıktır.

Remzi Kaptan

 

 


Statistiken

 

Anrede:
Ihr Vorname:
Ihr Name:
Telefon-Nummer:
eMail:
Grund Ihrer Nachricht: Ich habe eine Frage
Ich habe einen Vorschlag für Ihre Seiten
Ich habe eine Kritik anzubringen
Text:

 

Kopieren nur mit Quellenangabe/Kaynak gösterilmeden kullanilamaz!