atag logo1

Alevi Toplumu-Alevitische Gemeinde

ATAG e. V.

Tauben Str. 20,  70199 Stuttgart

email: alevitentum@yahoo.de   tel: 0173 780 56 17

Home

Aleviten Alevitentum

Kontakt

Hz. Ali/Ehlibeyt

Sorularla Alevilik

Bücher/Kitaplar

cem

Gülbanklar

Kerbela ve Muharrem Orucu

Remzi Kaptan

Spende-Bagis

Dindar Görünümlü Şeytan

Din adına yobazlığın zirve yaptığı çağlardan birisinde yaşıyoruz.

Bir çok yönüyle çürümüş, kokuşmuş ve insanlara aşk, umut, inanç, sevgi, paylaşım yerine, korku ve baskı olarak dayatılan, sömürü aracı olarak kullanılan bir inanç ve din gerçeği ile karşı karşıyayız.

Dinler ve inançlar niye varlar, hangi ihtiyaca cevap olabiliyor?

Özünde dinler ve inançlar; insanların anlamlı ve mutlu bir yaşamın, barışıklık ve huzurlu bir yaşamın, Hakkı bilmek ve hakikat yolunda yaşamanın yolu ve yöntemidirler.

İlahi mesajın özü, insanların gerçek anlamda, surette değil, manada da insan olarak yaşamaları gerektiğini ortaya koyar.

Oysa bu özden sapılmış, din ve inanç korkunun ve sömürünün aracı olmuştur.

Şu an din adına yaşatılan, yaşanan gerçeklik budur.

Farklılıklara hoşgörü ve saygı yerine, farklılığı yok etmenin adı olmuştur din.

Dayanışma ve paylaşım yerine, dar bir zümrenin zevk u sefa içerisinde yaşamasının adı ve uygulaması olmuştur din.

Din bu değildir.

Dindarlık yaşamı güzelleştirmedir.

En başta içinde yaşadığın doğaya saygılı olmayı, korumayı, düzenli ve temiz tutmayı ilke edinmek gerekirken, doğa ile beraber cümle varlığa karşı husumet, kindarlık, nefret ve öfke olarak hayata yansıyor.

Din ve inanç sadece ritüel, ibadet ve duaya indirgenmiş durumda.

Biçime indirgenen bir dindarlık, özü ıskalamaktır.

Biçimsel olanda kendi biçimine uymayanı eziyor, yok etmeye çabalıyor.

Sözün özü: insanlara huzur, anlam ve mutluluk vermesi gereken din, dindar geçinenlerin elinde insanlara zulüm ve baskı aracına dönüşmüş durumdadır.

Tarihte Hz. Ali ve evlatları, daha sonraları ise yiğit takipçileri, yani gerçek anlamda Ali yolunun yolcuları inancı ve dini gerçek ve doğru boyutuyla yaşamışlardır ve bu anlamıyla da insanlığa örnek olmayı sürdürüyorlar.

Demek ki dini sadece ritüel ile sınırlamak, onu sadece bireyin iç ihtiyacı olarak, Hakk ile münasebetini yakarma ile sınırlı tutmak, başka bir deyimle hayatın içinden dini çekip almak tarihten beri Ali yolunu sürdürenlere uzak bir anlayış olmuştur.

Ve hatta denilebilinir ki Hz. Ali'nin kendisi, evlatları ve yolunu takip edenler bu inancı ve dini insanlara baskı ve sömürü aracı olarak kullananlara karşı en büyük ve çetin mücadeleleri vermişler, bu uğurda da serlerinden vazgeçmişlerdir.

Demek ki hem inançlı olmak, ibadet ve dua etmek, ama diğer yandan da cümle varlığı kuşatmak, inancı baskı aracı olmaktan çıkartıp sevgi eksenli, birleştirici bir unsur olarak insan hayatına katmak mümkünmüş.

Asıl dindarlık gösterişten uzak olmaktır.

İnsanlığa ve dünyaya güzellikler katmak, değer üretmektir.

Kişi dış görünüşü ve çok ibadet etmesiyle dindar olmaz, olmuyor da.

Adam dış görünüşüyle dindar geçiniyor, bir takım biçimsel ibadetlerle vakit geçiriyor, ama daha ibadethanesinin etrafını temizlemekten aciz.

Değer yaratmıyor, insanı geliştirmiyor, farklılığı anlayışla karşılayıp saygı duymuyor, herkesin kendisi gibi olmasını dayatıyor ve olmayanı yok sayıyor, zulüm ediyor, öldürüyor.

Adeta Allah adına ahkam kesiyor, onun vekili edasıyla kendi yanlışlarını bile ona yüklüyor.

Böylesi bir yobazlık döneminde, yobazlığın zirve döneminde yaşıyoruz.

Kişi dindarım diyor ama diğer yandan ahlaksızın en büyüğü.

İşin garibi bunda bir çelişki görmüyor.

Kul hakkı yiyor, doğayı kirletiyor, ayrımcılık yapıyor, cinayet işliyor ama dindarım diyor, mümin olarak geçiniyor.

Oysa dindarlık ahlaklı olmaktır, zerre hak yememek, haksızlık yapmamak, kendisine aykırı gelse bile başkalarının yaşam tarzına, ibadetine, giyimine, düşüncesine saygılı olmaktır.

Bu yok, olmadığı gibi doğayı hepten katletme ve kirletme var.

Cennet bir dünyayı oluşturma, iki ağaç dikmek, temiz tutmak yerine kirletiyor, söküyor.

Ama çok ibadet ediyor, ona göre giyimi dine uygun.

Allah'ın verdiği akıla danışalım; Allah'ın yaratmış olduğu doğayı kirletip yok eden, insanların hakkını yiyen ve hukuklarını çiğneyen birisinin dindarlığını Allah kabul eder mi?

Aklımız ve vicdanımız bunu kabul ediyor mu?

Asıl dindarlık kendisi kadar başkalarının haklarına riayet etmek ve kendisinden çok onları korumak ve kollamaktır.

Kendine yapılmasını istemediğin bir davranışı başkalarına yapmamak esas olandır.

Oysa günümüz dindarları sadece kendileri için istiyorlar her şeyi.

Bu uğurda zerre kadar başkalarının değer yargıları, ibadet ve düşüncelerinin kıymeti yok.

Varsa yoksa kendileri.

Kendileridir esas olan ve başkalarının yaşamlarının, var olmalarının önemi yoktur.

Bu dindarlık değildir.

Kendisine özgürlük, adalet, hak isteyen ama başkaları bunu istediğinde karşı gelen birisi dindar değildir.

Öyle görünse bile özünde dindar değil, görüntüde dindardır ve görüntüdeki bu dindarlık şeytanın dindar kılıfına bürünmesinden başka bir şey değildir.

Evet, şeytan dindar görünümünde diye Ali yolunun yolcuları inançlı olmaktan ve ne pahasına olursa olsun doğruları savunmaktan, inancı yaşamaktan vaz mı geçeceklerdir?

Remzi Kaptan


Statistiken

 

Anrede:
Ihr Vorname:
Ihr Name:
Telefon-Nummer:
eMail:
Grund Ihrer Nachricht: Ich habe eine Frage
Ich habe einen Vorschlag für Ihre Seiten
Ich habe eine Kritik anzubringen
Text:

 

Kopieren nur mit Quellenangabe/Kaynak gösterilmeden kullanilamaz!