atag logo1

Alevi Toplumu-Alevitische Gemeinde

ATAG e. V.

Tauben Str. 20,  70199 Stuttgart

email: alevitentum@yahoo.de   tel: 0173 780 56 17

Home

Aleviten Alevitentum

Kontakt

Hz. Ali/Ehlibeyt

Sorularla Alevilik

Bücher/Kitaplar

cem

Gülbanklar

Kerbela ve Muharrem Orucu

Remzi Kaptan

Spende-Bagis

Aşkı Arayış ve Aşktan Kaçış

Geçmişte ve günümüzde –ve muhtemelende gelecekte de - en çok aradığımız aşk değil midir?

Hatta tüm yaşam bu arayış ile geçmiyor mu?

Yapıp ettiğimiz her şey bu arayışı tamamlamak için değil midir?

Diğer her şey aslında talidir, esas olan aşk ulaşmaktır ve yapılan tüm çalışmalar, verilen tüm çabalar aşka ulaşmak içindir.

Neden bu denli önemli aşk?

Çünkü aşk varoluşa verilecek en doyurucu, anlamlı, bütünlüklü ve mutlak cevaptır.

Yaşamın sırrına aşk ile ulaşılır, yaşam aşk ile gerçek anlam ve değerini kazanır.

Aşk nedir peki?

Dünyada kaç milyar insan varsa bir o kadarda aşk tanımı vardır.

Bana göre aşk, öyle sandığımız ve bir çoklarımızın yaşadığı anlamıyla ilişkiler değildir.

Aşk, kendi varlığına ulaşmak, bu canın (ruhun) bedenselleşmesinin nedenlerine ulaşmaktır.

İşte kişiye olan aşkta burada devreye giriyor.

Kişiye olan aşk ilahi aşkın ara bağlantısı niteliğindedir.

Kişiye, doğaya ve cümle varlığa aşk bizi tam anlamıyla Hakk aşkına götürür.

Onun için kişiye olan aşk değerlidir, özeldi, kutsaldır.

Çünkü biz ilahi aşkı, Hakk'ın hakikatlerini o kişinin şahsında yaşar, duyumsar ve hissederiz.

Peki neden yok böylesi aşklar?

Bir çok nedeni vardır elbette.

Ancak bana göre en temel nedenlerden birisi daha bir bireysel ve bencil olmamızdır, algı ve duyularımızla oynanmasıdır.

Yaşamı sadece maddi boyutuyla algılamadır.

Algılamadan ziyade sadece gözümüze çekici olarak sunulanların en ideal olarak lanse edilmesi, bilincimize kodlanmasıdır.

Misal, çağımız her boyutuyla medyanın her bireyin hayatında en aktif olduğu, hayatının ayrılmaz parçası olduğu bir çağdır.

Sosyal medyada en iyi, en şık, en çekici, en muazzam filtreli hallerimizle arzı endam ediyoruz.

Yani gerçeklikten epey uzak bir şekilde görünüyor ve görüyoruz.

Yaşadığımız, olduğumuz gerçeklik ile sunduğumuz ve sunulan gerçeklik apayrı, bir birinden epey farklı bir durumdur.

Daha anlaşılır olması için kendimden somut bir örnek vereyim.

Bir arkadaşım eşinden çok ciddi sorunlar yaşayarak ayrıldı.

Bu ayrılıkta haliyle eşler bir birlerine karşı en etkili silah olarak çocukları kullanıyor, arkadaşımda da bu oldu.

Ayrılığın getirmiş olduğu yıkım ile arkadaşım işsiz ve parasız kaldı, epey zorluk yaşadı.

Mahkemeler sonucunda zor bela 2 haftada bir ancak yarım gün çocuğunu alma iznini alabildi.

Arkadaşım çocuğunu almaya gidecek, ama cebinde ne kuruş parası var, ne çocuğu alabilmek için 30 km uzaklıkta oturan eski eşinin evine gidecek arabası.

Arkadaşları olarak kimimiz araba verdik, kimimiz harçlık verdik ve öylece gidip çocuğunu alabildi.

Fakat çocuğunu alır almaz hemen resimler paylaştı arkadaşım.

Ama nasıl resimler, adeta mutluluk resimleri.

Resimlere ek olarak yazmış: “aslan oğlumla gezmeceler, yemek ve dondurma yemeler” diye.

Yansıma böyle ama içeriğini anlattım.

Haliyle insanlar yansımayı görüyor, arka planı göremiyorlar.

Böylesi bir şekilde algılarımızla oynanan bir zamanda bizler gerçek anlamıyla aşkı ne kadar yaşayabiliriz ki.

Yine diğer bir husus; bizler böylesi gerçek olmayan sunumlardan dolayı bir insanı her boyutuyla, yani yüreğinde yaşadığı acıları, yüzünde barındırdığı çizgileri ile, yani filtresiz olarak sevebilir miyiz?

Kendimizi kaptırmışız bir sanal gerçekliğe.

Onun içindir ki orada sunulan hayatları yaşamak istiyoruz, onun içindir ki yalnızız.

Çünkü orada sunulan hayatları gerçek boyutuyla yaşamak mümkün değildir.

Bir diğer noktada zayıflıklarımızı gizleme, açığa vurmama noktasıdır.

Sadece filtrelediğimiz veya makyajla kapattığımız yüzümüzdeki çizgiler, kırışıklıklar değildir.

Aynı şekilde duyarlılıklarımızı, duygularımızı, zayıflıklarımızı da filtreliyoruz.

Kimseye muhtaç olmak istemiyoruz, bağımlılık olsun istemiyoruz.

Çünkü birisine ihtiyaç duyduğumuzda bunu zayıflık olarak görüyoruz.

Her zaman güçlü yanlarımızı sunuyoruz ve güçlü olduğumuza kendimizi de inandırıyoruz.

Oysa biz yarım değil miydik?

Bizi tamamlayan birisinin olması, ona bağlı olmak, onu aramak, ona muhtaç olmak yani kısacası karşılıklı olarak bir birini tamamlamak en tabii şey değil midir?

Bize sunulan ve bizlerinde giderek içselleştirdiği filtreli hayatları, aşkları, ilişkileri bir kez daha düşünmek gerekiyor bence.

Doğallıkla, asıl gerçeklikle, tüm çizgilerle, zayıflıklarla yaşamak, ama gerçek olarak, gerçeği yaşamak bu kadar zor değil.

Remzi Kaptan


Statistiken

 

Anrede:
Ihr Vorname:
Ihr Name:
Telefon-Nummer:
eMail:
Grund Ihrer Nachricht: Ich habe eine Frage
Ich habe einen Vorschlag für Ihre Seiten
Ich habe eine Kritik anzubringen
Text:

 

Kopieren nur mit Quellenangabe/Kaynak gösterilmeden kullanilamaz!