atag logo1

Alevi Toplumu-Alevitische Gemeinde

ATAG e. V.

Tauben Str. 20,  70199 Stuttgart

email: alevitentum@yahoo.de   tel: 0173 780 56 17

Home

Aleviten Alevitentum

Kontakt

Hz. Ali/Ehlibeyt

Sorularla Alevilik

Bücher/Kitaplar

cem

Gülbanklar

Kerbela ve Muharrem Orucu

Remzi Kaptan

Spende-Bagis

Dilan Semah Dönüyor

“Dilan'ım, güzel kızım, biliyorum çok istekli değilsin. Annen olarak sana tavsiye ediyorum. Elbette yine de gitmek istemiyorsan gitmeyebilirsin. Sana bunun için kırılmam ve darılmam”.

“Tamam anne, madem öneriyorsun, gideceğim.

Ama anne yine de bak sana şimdiden söyleyeyim, eğer hoşuma gitmezse bir daha gitmem. Kırılmaca, darılmaca yok. anlaştık mi?”

“Söyledim ya güzel kızım. Hiç gitmesen bile sana kırılmam, darılmam”.

Bu sohbetin ardından Dilan gelip annesine sarıldı. Saçlarından öptü. “Güzel annem, anlayışlı annem, Şehriban sultanım benim” dedi ve gülerek odasına gitti.

Şehriban ana odasına giden kızının ardından boyuna baktı, omuzlarına dökülen saçlarına, daha dün bir bebekken şimdi nasıl alımlı ve güzel bir genç kız olduğuna. İçinden gurur duyuyordu kızıyla.

Şehriban ana, bu koskoca şehirde, bin bir emek ve zahmetle, parasızlık ve diğer sorunlara rağmen çocuklarını büyütmüş, elinden geldiğince onların Hak inancı ve hakikat yolunda yaşamaları için gayret göstermişti.

Şehre geldikleri ikinci yılda eşini bir iş kazasında kaybedince çocuklarına hem analık hem babalık yapmaya başlamıştı Şehriban ana.

Büyük şehrin sorunları ve koşulları ile köy yaşantısını kıyaslamak bile abesti. Şehriban ana her şeyi ile yabancı bu diyarlarda yaşam mücadelesi vermiş, canını dişine takmış ve tüm zorluklara rağmen yine de çocuklarını namerde muhtaç etmemişti.

Herkesin acısı kendisine göre önemli ve büyüktü. O sebepten kimse içini bilemezdi Şehriban ananın.

Onca zorluk ve sıkıntıda bile asla inancını yitirmemiş, asla hakikate yabancılaşmamış, her zorlukta ve darlıkta Hakka sığınmış, her haksızlık ve kötülükte Onu vekil tutmuş ve  bu güne kadar gelmişti.

Dilan en küçük çocuğuydu. Babası kaza yapıp Hakka yürüdüğünde daha anne karnındaydı.

Nazlıydı, özeldi. Bu nedenlerden dolayı birazcık şımarıktı ve modern şehir yaşamının, çevrenin etkisi altındaydı.

Şehriban ana Dilan'ın yüreğini biliyordu anne olarak. Fakat içinde bir yerlerde bir kuşku yok değildi. Bu sebepten Dilan'ın cemevinde hizmet etmesini ve böylelikle yüreğine Ehlibeyt aşkının, Ali sevdasının düşmesini istiyordu.

Dilan'ı etki altında bırakmak istemediği için sevincini belli etmemişti. Fakat az önce Dilan'ın semah dönme teklifini kabul etmesi ve böylelikle cemevine gidecek olmasına çok sevinmişti.

Akşama doğru Şehriban ana ve Dilan cemevine geldiler. Şehriban ana Dilan'ın rahat etmesi ve etki altında kalmaması için Dilan'ı kapıda bırakıp cemevinin yakınlarında oturan Fatma ve Muharrem canların evlerine gitti. Gitti gitmesine fakat aklı fikri Dilan'daydı.

Kızıyla vedalaştığında içinden ona dua etti. “Allah'ım yüreğimi biliyorsun. Bu yavrumu Hak inancından ve hakikat yolunda ayırma” dedi sessizce.

Dilan aslında semah dönmek istemiyordu. Cemevine gelmek, bu ortamda bulunmak istemiyordu.

Elbette inançsız değildi. Hatta küçükken annesi onu cemlere getirmişti. Ama bir süreden sonra bahaneler uydurmuş ve gelmemişti. Gelse dahi yorulmuş ve sıkılmıştı. Annesi de bu durumu gördüğünden onu daha birlikte getirmemişti.

Sırf annesi mutlu olsun diye gelmişti. Annesini kıramazdı. Ama bu ilk ve son defaydı. Annesine diyecekti ki 'bak anne gittim, ama bana göre değil'. Planı hazırdı Dilan'ın.

Bu yarı sıkılgan ve cool hali ile cemevine girdi.

Girişte kendisi gibi semah dönecek olan, 12 hizmette görev yapan ve daha başka kurslar için orada olan canlar vardı. Çoğuda kendisi gibi gençti.

“Merhaba Dilan, hoş geldin” dedi birisi güler bir yüzle.

Bunu söyleyen, Dilan'ın köylüsü ve aynı zamanda çok uzaktan da olsa akrabaları olan Umut'tu.

Umut, cemevinin gençlerindendi.

Cemlerde 12 hizmette görev alıyor, yanı sıra kurslara katılıyor, gençlik kolunda aktif olarak çalışıyordu.

Umut'un haberi vardi Dilan'ın geleceğinden. Şehriban ana en son yapılan cemde dede ile konuşmuş, durumu anlatmıştı.

Dilan yabancı olduğu halde yabancılık çekmiyordu. Umut dışında da tanıdıkları vardı. Bir çoklarının isimlerini bilmese dahi tanıyordu, sima olarak.

“Semah ile ilgili dersimiz birazdan başlayacak” dedi umut.

Birlikte cem meydanına doğru yürüdüler.

Umut ayakkabılarını çıkarttı, kapıya niyaz etti ve eşiğe basmadan içeri, cem meydanına girdi.

Dilan da ayakkabılarını çıkarttı, kapıya niyaz etmeden fakat eşiğe basmadan içeri girdi.

Cem meydanına girince Dilan'ın ilk dikkatini çeken cemevinin kubbesinden sarkan kocaman avize oldu. Cem meydanı Dilan'ın hatırındaki cemevinden çok daha ferah ve aydınlıktı.

Dilan biraz ürkek biraz tedirgin bir şekilde Umut'un ardı sıra dede ve diğer canların yanına geldi.

Umut dedenin elini öptü, dede üç defa Umut'u yanaklarından öptü. Dilan da gayri ihtiyari dedenin elini öptü.

“Dedem bu Şehriban ananın kızı Dilan. Sana bahsetmişti. Bizlerle birlikte semah dönmek ve 12 hizmetlerde görev almak istiyor” dedi Umut.

“Eyvallah, hoş gelmiş Dilan” dedi dede.

Cemevinin dedesi olan Ali Haydar dede 45 yaşlarında birisiydi. Sadece bu cemevinde değil, nerede hizmet ihtiyacı olursa oraya koşan, aileden aldığı eğitim ve inançla modern zamanların okul eğitimini birleştirmiş ve böylece yeni kuşak dedeler arasında çok öne çıkan birisiydi.

Özellikle gençler tarafından çok seviliyordu. Gençlerle onların dillerini konuşuyor, din ve inanç hakkında ve yine genel konular hakkında gençler hiç çekinmeden sorular sorabiliyor, muhabbet edebiliyorlardı Ali Haydar dede ile.

Gençlere verdiği cevaplar oldukça açıklayıcı, ikna edici ve dayanaklı bilgiler içeriyordu. Bu sebepten Ali Haydar dede çevre cemevlerinde ve genel toplumda dikkat çeken birisiydi. Gelecekte topluma çok daha iyi hizmet edecek potansiyele sahipti.

Ali Haydar dede bağdaş kurup oturunca 12 hizmet görevlileri de oturdular.

Cemal cemale oturdukları için herkes bir birini görebiliyordu.

Dilan yerde oturmaya alışkın olmadığı için ilk bir kaç dakika zorlandı, sonrasında yavaş yavaş oturma düzenine alıştı.

“Sevgili canlar” diye söze başladı Ali Haydar dede. “Bu gün sizinle hizmet üzerine konuşacağım. Ardından da semahın anlamı ve önemi hakkında biraz kelam edeceğiz. Ondan sonrada isterseniz Cafer Sadık canımız bize deyişler çalar, semah döneriz.

Sevgili canlar, sizler burada hizmet ediyorsunuz, hizmet etmek istiyorsunuz. Peki bu hizmetin anlam ve önemini biliyor musunuz?

Sosyal, siyasal, kültürel, sportif ve daha bir çok nedenden dolayı insan inandığı, değer verdiği şeylere maddi ve manevi olarak hizmet eder.

Mesela bir siyasi partinin üyesi olur ve o partinin yerel kurullarında çalışır, o partinin çalışmalarını yürütür, maddi olarak destek sunar, çeşitli sorumluluklar alıp yöneticilik yapar. Yine kültür kurumlarında, spor derneklerinde üye olarak, yönetici olarak çalışmalar yapar, maddi ve manevi destekte bulunur.

Bütün bu çalışmalar kesinlikle değerli, önemli ve sosyal, siyasal, kültürel işlevi olan çalışmalardır. Bu çalışmaları kesinlikle dışlamıyor ve küçümsemiyoruz. Fakat Alevi kurumlarında ve cemevlerinde hizmet etmek, bize göre bütün bu kurumlarda yapılan çalışmaların, verilen hizmetlerin üzerinde bir değerdedir.

Neden bu böyledir?

Her şeyden önce Alevilik inancı Hak inancı ve hakikat yoludur. İnsanı yaşamın gerçeğine götüren, insanın anlamlı ve mutlu bir hayatın sahibi olmasını sağlayan, insanı sıradan insandan daha bir üst aşamaya, insan-ı kamil aşamasına götüren/ulaştıran bir inançtır.

Asırlardır binlerce erenin hizmet ettiği, hizmet ederek gerçeği bulup kemalete ulaştığı bir inançtır. Dolayısıyla bu inanca, bu topluma ve bu toplumun şahsında insanlığa hizmet etmek insanı ham ervahlıktan çıkartıp kemalete götürüyor.

Yaşamında amacı budur, yani kendini bilmek ve neden canının (ruhunun) bedenleşip dünyaya geldiğini anlamak ve ona göre bir yaşamın, anlayışın ve bakış açısının sahibi olmaktır.

Hizmet ederek kemalete ulaştığımız bir inanca hizmet etmek diğer tüm hizmetlerin üzerinden bir hizmet değil midir?

Alevilik inancına ve toplumuna hizmet etmenin böylesi bir anlam ve değeri vardır. Bu anlam hayatiyet arz eden bir anlamdır. Dolayısıyla diğer bir takım değer ve doğrular için yapılan hizmetler anlamlı ve güzel olmakla beraber asla Alevilik yoluna hizmetin yerini tutmaz. Çünkü Hak inancı ve hakikat yolu olan Aleviliğe hizmet etmek kişiyi kemalete götürüyor. Kişi hizmet ettikçe kamilleşiyor, olgunlaşıyor.

Hizmeti sadece cemevlerinde ve derneklerde bir takım işleri yapmak ve görevleri yerine getirmek olarak anlamamak gerekiyor. Bununla beraber hizmet etmek, ibadet, tefekkür ve öğrenme yoluyla da hizmet etmek ve gelişmektir.

Hizmeti bu anlamıyla bütünlüklü olarak görmek gerekiyor.

Cemevlerinde, diğer Alevi kurumlarında yapılan hizmetler, verilen emekler bu noktadan hareketle diğer kurumlarda yapılan hizmetlerle asla eş anlamlı değildir.

Böylesi bir anlamı, önemi ve değeri olan hizmet için asla yorulmamak, geri durmamak her zaman için bir adım ileride olmak, daima hizmet aşkı ile dolu olmak gerekiyor.

Bu hizmeti yaparken “başkası neden yapmıyor, neden her işe ben koşuyorum, her şeyi ben mi yapmak zorundayım” gibi söylemler bu işin ulviyetine ters bir durumdur. Aksine herkesten önce yapılacak işlere koşmak, herkesten daha çok kafa ve yürek koymak, herkesten daha fazla emeğini ve gücünü vermek yol eri için esas olmalıdır.

Bıkkınlık, başkasından bekleme, başkalarını önerme, gerekçe üretme ve daha benzer şeyler bu hizmetin gayesine ters bir durumdur. Zaten böylesi bir anlayış ile hizmet veriliyorsa olayın özü anlaşılmamış demektir.

Alevilik yoluna hizmet etmek, yukarıda saydığımız nedenler göz önüne alındığında ayrıcalıklı bir durumdur. Yani bu yola hizmet etmek ve hizmet ederek kemaleti bulmak, olgunlaşmak, yaşamın cümle sırlarına vakıf olmak ve bütün bunları yaparken öyle arada bir değil an be an aşk halini yaşamak, dem be dem aşk ile dolu olmak her kula nasip olmaz bir ayrıcalıktır.

Alevilik inancına ve toplumuna hizmet etmek bir insanın hayatındaki en önemli hizmettir.

Diğer tüm çalışma ve hizmetlerin üstündedir.

Kişiyi anlamlı, verimli, dolu dolu bir hayata götüren bu yola hizmet ediyorsak, hizmetimizi bu bilinçle yapmaya çalışalım.

İbadetimizi, tefekkürümüzü, öğrenme ve bilme süreçlerini bu nokta itibarıyla yoğunlaştırmaya gayret edelim.

Böyle yaparsak daha erken varırız varılması gereken menzile.

Bu yola hizmet eden, edecek olan cümle canlara aşk-ı niyazlar”.

Bunları söyledikten sonra sağ elini dudaklarına götürdü Ali Haydar dede ve sonrasında ise kalbine. Sanki birilerini selamlıyormuşcasına.

Orada bulunan canlarda “Allah Allah” diyerek aynısını yaptılar.

Dilanda gayri ihtiyari yaptı bu niyazı, selamlamayı.

Dilan ilk başta ilgisiz şekilde sohbeti dinledi, fakat Ali Haydar dedenin söyledikleri, yumuşak üslubu, güler yüzü, inanmışlığı ve diğer canların samimiyetleri onu az da olsa etkiledi. Etkilenme olunca daha derli toplu oturdu, sohbete ve söylenen sözlere daha bir kulak kabartır oldu.

Hiç bu güne kadar bu boyutuyla düşünmemişti Aleviliği. Daha çok doğuştan gelen, ailenin sahip olduğu dolayısıyla çocuklarında benimsediği bir inanç olarak görmüştü.

“Evet sevgili canlar, neden hizmet ettiğimizi biraz açıklamaya çalıştım. Şimdi birazda semah hakkında sohbet edelim. Sohbet diyorum ama hep ben konuşuyorum”. Bunu söylerken gülüyordu. “Sizlerin de söyleyecek sözü vardır mutlaka. Ne o, yoksa hep dedeler mi konuşur diyorsunuz? Ben o bildiğiniz dedelerden değilim, ona göre”. Gülmeye devam ediyordu, Ali Haydar dedenin gülmesine diğer canlarda katıldılar. Dilan da tebessüm etti. Ve içten içe hayret etti. Çok samimi, sıcak, aile ortamı vardi. Sanki biraz daha rahatlamış, gerginliği gitmişti.

“Madem siz konuşmuyorsunuz, o halde ben devam edeyim.

Hemen en başta belirteyim; bizlerin semahı ilahi bir aşktır. Öyle bazılarının sandığı ve uygulamaya çalıştığı gibi bir folklor oyunu değildir.

Semahımız toplu halde yaptığımız cem ibadetimizin bir bölümüdür. Yani ibadettir semah dönmek.”

'Semah ibadettir' sözünü duyunca, Dilan yerinden doğruldu, bir şey söylemek istedi fakat yutkundu.

Ali Haydar dede devam ediyordu anlatımına.

“Evet, semahımız bir folklor oyunu falan değildir. Cem ibadetimizin bir bölümüdür ve bize göre ilahi bir aşktır. Ve bizler aşk ile semahımızı döneriz.

Sevgili canlar, elbette olaya uzak olanlar bunu anlamaktan, anlamlandırmaktan da haliyle uzaklar.

Aşkın en alt boyutunu dahi yaşamaktan uzak olanlar, bütün evrenin semah döndüğünü de anlamakta zorlanırlar.

Canların, ilahi bir aşkın tezahürü olarak mikro (cüzzi) düzeyde döndüğü semahı, bütün alem, cümle kainat makro (külli) halde dönüyor.

İnsan, sonsuz vede sınırsız şu kainatta küçük bir varlık. Ama aynı zamanda Şah-ı Merdan'ında buyurduğu gibi küçük bir varlık olduğu halde bütün kainatın sırrını/gizemini/kodlarını da içerisinde barındırıyor.

Semahta öyledir. Bu sebepten semahımız ilahi bir aşkın dışa vurmuş halinden başka bir şey değildir. Öyle tiyatro izler gibi semahı izlemek o aşk halinin izlerini bizlere göstermez. İlahi aşkın izlerini görmek ve bu izlerden yola çıkarak onu yaşamak istiyorsak arayışlarımızı daha farklı bir boyuta götürmeliyiz.

Sıradan, basit, alışageldik bir dans olarak veya tarihsel kökleri olan bir folklor oyunu olarak semahı düşünemeyiz. Her şeyden önce semah, toplu halde yapmakla mükellef olduğumuz cem ibadetimizin bir parçası, bölümüdür. Cem ki, bireysel mutluluk ve toplumsal huzurun hakim olduğu, nurani iklimlerin yaşandığı, insan-ı kamil olma yolunda adımların atıldığı, birliğin, kardeşliğin tesis edildiği, Hakka bağlığın ve Ehlibeyte sevginin dorukta yaşandığı, cümle dargınlıkların ve küslüklerin giderildiği, kişinin özünü meydan getirip koyduğu, kendisini halkın ve Hakkın huzurunda dara çektiği... kısacası gerçek anlamda insan olmaya davetin gerçekleştiği ibadettir.

Cem ve onun bir bölümü olan semah, ulu Hünkarımız Hacı Bektaş Veli'ninde belirttiği gibi oyuncak olmayıp ilahi bir aşktır. Semahı basit bir folklor düzeyine indirmek gerçeklere aykırı olduğu gibi haksızlıktır da.

Semah, ibadetimizin bir parçasıdır. Nasıl ki bütün ibadetler onu uygulayanlar için özel ve kutsalsa cem ibadeti ve onun bir bölümü olan semah da biz Aleviler için aynı niteliktedir. Bizler için kutsal ve ilahi bir aşk olan semahı dışarıda bakanların tam olarak anlayabilmeleri, bir fikir sahibi olabilmeleri için biraz daha detaylandıralım. Çünkü semah öyle dışarıdan, seyirci olarak kolayca anlaşılacak bir şey değildir.

Yalın ayak, üryan-püryan olarak, tevhit halinde, cümle kainatı emsal alarak, aşk ile semah dönmek, seyir için değil, Hak için semah dönmek ilahi aşkın bir yansımasıdır. Cem erenlerinin o nurlu cemallerine yansıyan ve dedenin “semahınız Kırklar semahı olsun” dileğiyle dönülen semahlar kemalet yolunda menzil almış olmanın ve böylece gerçeğe, sırrı hakikate bir adım daha yaklaşmış olmanın göstergesidir.

Söylenen her deyiş, her nefes, her tevhit, her miraçname semah dönen canları bir adım daha turnalar misali göğe ağartıyor.

Semahın ilahi bir aşk olduğunun bilincinde ve ayırdın da olarak aşk ile semah dönen canlar cümle varlıkla hemhal olup bütünleşirler. Bütünleştikçe, cümle varlıkla bir oldukça, cümle varlıkta yok oldukça var olurlar. İlahi bir aşk olan semah ancak bu manada olursa, bu amaçta olursa değerli olur. Yoksa sıradan bir halkoyunu gösterisi düzeyinde kalır.

Evet, semah ile ilgili anlatacak çok şeyler var. Ama kısaca bunları söyleyebilirim” diyerek konuşmasını bitirdi Ali Haydar dede.

Dilan söylenen sözlerden afallamış, biraz terlemiş ve yüzü al al olmuştu.

Sürekli annesi aklına geliyordu, buraya gelirken taşıdığı niyet ve şimdi söylenenler Dilan'ın iç dünyasında bir şeylerin yerinde kıpırdadığına işaretti.

Dilan söylenenleri anlamaya, kavramaya, hazmetmeye çalışırken Cafer Sadık sazına davranmıştı bile.

Canlar teker teker ayağa kalktılar. Bağlamayı düzenleyen Cafer Sadık ve Ali Haydar dede oturur halde kalmışlardı.

Dilanda ayağa kalktı diğer canlar gibi.

Canlar semah düzenine geçtiler. Turnalar misali katar oldular.

En başta Songül vardı. Ardında Fadime, Umut, Dilan ve diğer canlar.

Herkesin elleri çapraz şekilde göğsündeydi. Başlar hafif şekilde öne eğik, ayaklar darda dururcasına kenetliydi.

Dilanda hafif bir titreme hali vardı. Avuçlarının içinin terlediğini hissetti.

Ne yapıyordu, nasıl yapmalıydı, neden karşı gelip bir köşede oturup izlemiyordu ki? Oysa kimse illa semah dön diye zorlamamıştı. Adeta iradesi dışında bu duruma gelinmişti.

“Hü!” dedi, Ali Haydar dede, ardında Cafer Sadık dış görünüşünden beklenmeyecek şekilde gür bir sesle başladı deyişi söylemeye: “Yaradan aşkına bir semah edek.”

Cafer Sadık ikinci defa “Yaradan aşkına bir semah edek” mısralarını söyledikten sonra semah dönecek olan canlar hep birlikte “Hü!” diyerek sağ ellerini açtılar ve avuçlarına bakarak ilk adımı attılar.

Dilan, yarı gerçek yarı hayal bir şekilde olanları anlamaya çalışıyordu.

Dilan da Hü! demişti. O da diğerleri gibi sağ elini açmış, diğerleri gibi sanki 40 yıldır semah dönüyormuşcasına bir ustalık ve estetikle adımını atmıştı.

Ne olmuştu, bu nasıl bir tılsımdı böyle.

Dilan'dı bu, evet. Fakat ayakları yerde miydi?

Bu figürler, deyiş, Allah Allah nidaları, bu resimler, kubbe.. Cümle evren semah döner...

Aşk hali, bütünlük, canın bedenden çıkıp bedeni seyre dalması...daha önce hiç yaşamadığı ve kendisi yaşamasa asla inanmayacağı bu ayakların yerden kesilmesi, hafiflik, tamamlanmışlık... Bütün bunları nasıl anlamalıydı? Bunları Dilan mı yaşıyordu, nasıl oluyordu tüm bunlar?

Geçmiş, gelecek ve tüm yaşanmış olanlar ve yaşanacak olanlar o an olmuş o an'da somutlaşmıştı.

Mikro alem; atomlardan, makro alem; güneş sistemine kadar yer ile gök, cümle kainat aşk ile semah dönüyordu.

Bu dönüşe Dilan'da katılmıştı. Bu öyle bir katılımdı ki bir daha bu aşk halini yakalamak ve cümle kainatla, zamanla bir olmak için değil canını her şeyini vermeye hazırdı.

Dilan bu aşk halini yaşarken, Ali Haydar dede semah dönen canlara hizmet duasını verirken Şehriban ana da duaya durmuş, duasını şöyle bitiriyordu:

“Ya Hak!

Dilan'ımın gönlünden aşkını eksiltme.”

Remzi Kaptan    remzi.kaptan@yahoo.com

 


Statistiken

 

Anrede:
Ihr Vorname:
Ihr Name:
Telefon-Nummer:
eMail:
Grund Ihrer Nachricht: Ich habe eine Frage
Ich habe einen Vorschlag für Ihre Seiten
Ich habe eine Kritik anzubringen
Text:

 

Kopieren nur mit Quellenangabe/Kaynak gösterilmeden kullanilamaz!