atag logo1

Alevi Toplumu-Alevitische Gemeinde

ATAG e. V.

Tauben Str. 20,  70199 Stuttgart

email: alevitentum@yahoo.de   tel: 0173 780 56 17

Home

Aleviten Alevitentum

Kontakt

Hz. Ali/Ehlibeyt

Sorularla Alevilik

Bücher/Kitaplar

cem

Gülbanklar

Kerbela ve Muharrem Orucu

Remzi Kaptan

Spende-Bagis

Alevilik ve Alevilerde Şehitlik ve Şahadet Kültürü

İnsan yaşamı kutsal ve değerlidir.

İnsan yaşamına -ne gerekçe ile olursa olsun- kast eden her tür düşünce, inanç, ideoloji bizler açısından doğru ve makbul değildir.

Yaşamak ve yaşatmak bizler için esas ve doğru olandır.

Ölmeyi, öldürmeyi kutsayan, ölmeyi ve öldürmeyi yüceltip bunu kendisi dışındaki fikirlere, inançlara, ırklara karşı temel mücadele metodu olarak benimseyenleri lanetliyoruz.

Esas olması gereken yaşamak ve yaşatmaktır. Barış, kardeşlik, huzur, birliktelik, refah içerisinde; başkasının inancına, diline, rengine, cinsel kimliğine saygı duyarak, farklılıkları zenginlik ve insan yaşamını güzelleştiren değerler olarak görerek yaşamak ve yaşatmak esas olması gerekendir.

İnancımız Aleviliğin temelinde bu vardır. Yaratılan cümle varlığa saygı ve sevgi vardır. Cümle varlığı Yaratanın eseri olarak görüp onu muhabbetle kucaklayıp, şefkatle dostluk elini uzatmak vardır.

Her dil, her renk, her inanç, her kültür bir güzelliktir. Bu güzelliklere düşmanlık etmek, cana kıymak caniliktir. Bir cana kıyan cümle canlara kıymıştır ve bu tür kişilerin, fikirlerin dünyamızda yeri olmaması gerekiyor.

Her insan ne kadar aykırı ve zıtta olsa fikirlerini anlatabilmeli, düşüncelerini paylaşabilmelidir. Ölüm ve yok etmeyi önermeden ve bunu fiili olarak gerçekleştirmediği sürece tüm fikirler ve eylemler meşrudur.

Temel kriterimizi ölüm ve öldürme üzerine de yapabiliriz. Tekrar belirtelim ki ölümü ve öldürmeyi esas alan, bunu savunan ve yeri geldiğinde, imkan bulduğunda fiili olarak da uygulayan her kim ve ne olursa olsun bizlerin gözünde meşru değildir. Yine tekrar edelim: hiç kimsesinin din adına, inanç adına, ırk adına veya ne adına olursa olsun başkasını öldürmesi, yok etmesi kabul edilemez.

Bu tespitlerden sonra Alevilerin ve Aleviliğin şehitlik ve şahadet olayına yaklaşımını daha da detaylandırabiliriz.

Her ne kadar bizler ölümü ve öldürmeyi doğru bulmuyor olsak da, öldürmeyi doğru ve meşru bulan düşünce, inanç, fikir, ideolojileri ret ve mahkum ediyor olsak da dünyada yok etmeye dayalı bir gerçeklik var. Sayısız savaşlar ve bu savaşların neticesinde sayısız insanın yok olmasıyla sonuçlanmış dramlar var. Bu tür yok etmeler, yıkımlar, öldürmeler dün olduğu gibi bu günde vardır ve gelecekte de olmaya devam edeceklerdir.

Bizler, ne adına olursa olsun insan öldürmeyi kabul edilemez en büyük suç, günah olarak görmeye devam edelim ancak ne yazık ki hayatın gerçekleri bizlerin isteği ve inancı dışında yaşanıyor.

Bizler için bir insanı öldürmek tüm insanları öldürmektir. Bunu sadece teorik olarak değil, pratikte de uygulayan nadir toplumlardan birisidir Alevi toplumu. En basit kanıtı şu: bırakalım eski zamanları, son yüz yılda Aleviler inancı farklı diye, ırkı, rengi farklı diye bir insan öldürmüşler midir? Bırakalım kitleler halinde savaşları, yıkımları Aleviler bir insanın dahi burnunu kanatmışlar mıdır? Hayır, Aleviler cana kıymamıştır. Bu noktada Hakkın ve gerçeklerin arayışındaki tüm dünya insanlığının huzurunda alnımız aktır.

Yüzümüz aktır. Cana kıymamak, insan öldürmemek, insan öldürmeyi meşru saymamak bizlerin gurur duyduğu özelliklerimizdir. Başkaları insan canı almak ile gurur duyuyor. Ölümler ve zorbalık sonucu elde etmiş oldukları iktidarlarıyla övünüyorlar. Bizlerin övünülecek baskıları, öldürmeleri yoktur. Bunlardan övünçte duyulmaz, ancak utanç duyulur. Ancak ne acıdır ki insan soyu için yaşama ve yaşatma idealinden çok, yok etme ve egemen olma ideali daha baskın. O sebepten acılar yaşanmaya devam ediyor, savaşlar, yıkımlar, yoksulluk, katliamlar, zorbalık bir türlü bitmiyor. Kan emiciler, insan ve hakikat karşıtları yok etmeye devam ediyorlar.

İşte bu noktada önemli bir durum ortaya çıkıyor; meşru savunma.

Öldürmeye karşıyız. Değil savaşlar çıkartıp sayısız insanı öldürmek, bir insanın burnunun kanamasını bile doğru bulmuyoruz. Bunu doğru bulmamak, herkesin bizler gibi inandığı ve düşündüğü anlamına gelmiyor. Ne yazık ki gerçekler çok farklı işliyor. Gerçekler, bizlerin inandığı ve inandığını uyguladığı gibi olmadığı için bizlerinde kurbanlık koyun misali başımızı cellatlara uzatacak halimiz yok. Kaldı ki kurbanlık koyunlar bile başlarını gönüllü olarak kasaplara uzatmıyorken bizler nasıl bunu yapabiliriz ki?

Yapamayız.

Doğadaki hiç bir bir canlı kendi eliyle kendisini öldürüp yok edecek birisine başını uzatmaz. Doğadaki tüm canlılar kendilerince nasıl meşru bir savunma yapıyorlarsa, bizlerde aynı şekilde meşru bir şekilde savunmamızı yapacağız. Meşru savunmamızı yaparken kaçınılmaz olarak şehit olmayı da göze alacağız.

Bu anlamıyla tarih boyuncada sayısız şehitlerimiz var. Bunların başında da şehitlerin serdarı İmam Hüseyin var. İmam Hüseyin meşru bir savunma sonucu şehit olmuştur. Bu anlamıyla bir şahadet meşru ve yücedir.

Biz Alevilerin bütün savaşları aslında meşru müdafaa savaşlarıdır. Öyle başkalarının yaptığı gibi egemenlik alanını geliştirme, bizden farklı olanlara zor ve baskıyla inancımızı benimsetme amaçlı savaşlar değildir. Bizleri ve ailemizi öldürmek, kutsal bildiğimiz tüm değerlerimizi çiğnemek, inancımızı ve toplumumuzu yer yüzünden silmek için bize savaş açanlara karşı bizler doğal olarak meşru müdafaada bulunmuş ve bunun neticesinde şehit olmuşuz. Bu anlamıyla bir ölümü, ölüm olarak değil, kutsal bir görevin yerine getirilmesi olarak bilmişiz ve bunun içinde zerre çekince göstermeden meşru müdafaamızı yapmışız.

Bizlerin şehitlik ve şahadet olayına yaklaşımı İmam Hüseyin örneğinde çok açık ve net şekilde ortaya çıkıyor.

Ne yapmıştır İmam Hüseyin?

Nasıl ve neden şehit olmuştur?

Şahadetiyle ne gibi bir kırılma noktası yaratmış ve bu kırılmadan sonra neler olmuştur?

İmam Hüseyin'in şahadeti insanlık için nasıl bir dönüm noktası olmuştur?

İmam Hüseyin her şeyden önce çağın egemeni, zorbası, katliamcısı, sömürücüsü yezide biat etmemiştir. Biat ederek onun zulmüne ortak olmamıştır. Son ana kadar savaştan kaçınmış, kaçış olmadığı yerde de meşru müdafaasını vererek şahadet mertebesine ulaşmıştır.

Ölümün artık kaçınılmaz olduğunu gördüğü halde yinede ilkelerinden taviz vermeden ve yezidin zulmüne onay verip onu meşrulaştırmadan, meşru savunmasını yaparak, ölürken dahi toplumunu, değerlerini, ona bel bağlayanları ve en önemlisi de ilkelerini, inancını gözeterek şerefli ve onurlu bir şekilde ölümün üzerine yürüyüp şahadet şerbetini içerek ölümsüzleşmiştir.

Böylesi bir şahadet elbette ki değerlidir ve böylesi bir şahadet ile zaten İmam Hüseyin insanlığın tarihinde bir dönüm noktası yaratmıştır. Eğer o gün Kerbela çölünde İmam Hüseyin karşısına çıkan yezidin ordusunun emrini yerine getirip yezide biat etseydi, yani meşru savunmasını yapmayıp, işin kolayına kaçarak canının derdine düşseydi insanlık tarihinde bir dönüm noktasını yaratmaz ve ortada bu gün sahip olduğumuz ve insanlığı yücelten mesajda olmazdı.

Demek ki meşru savunma gerekli ve zorunludur. Meşru savunma öyle boyun bükmek, her adaletsizliğe rıza göstermek, haksızlıklara onay vermek, sömürülmeyi ve horlanmayı gülerek karşılamak değildir. Meşru savunma her canlıda olduğu gibi en temel haklarını ölüm pahasına savunup sahiplenmektir.

Saldırganlık yapıp cana kıymak, insan öldürmek en büyük zulümdür. Saldırganlar karşısında tavır almak, direnmek, mücadele etmek en insani ve meşru yoldur.

Asla kimseye savaş açmayacağız. Bize savaş açanlara, değerlerimizi ve inancımızı, toplumumuzu ve doğrularımızı yer yüzünde silmek için savaşanlara karşı her yol ve yöntemle kendimizi savunacağız. Bu savunma ve sahiplenmeyi yaparken de eğer şehit olursak, böylesi bir şehitliği onurların en büyüğü sayacağız.

 Remzi Kaptan

remzi.kaptan@yahoo.com

 


Statistiken

 

Anrede:
Ihr Vorname:
Ihr Name:
Telefon-Nummer:
eMail:
Grund Ihrer Nachricht: Ich habe eine Frage
Ich habe einen Vorschlag für Ihre Seiten
Ich habe eine Kritik anzubringen
Text:

 

Kopieren nur mit Quellenangabe/Kaynak gösterilmeden kullanilamaz!