atag logo1

Alevi Toplumu-Alevitische Gemeinde

ATAG e. V.

Tauben Str. 20,  70199 Stuttgart

email: alevitentum@yahoo.de   tel: 0173 780 56 17

Home

Aleviten Alevitentum

Kontakt

Hz. Ali/Ehlibeyt

Sorularla Alevilik

Bücher/Kitaplar

cem

Gülbanklar

Kerbela ve Muharrem Orucu

Remzi Kaptan

Spende-Bagis

Alevi Kavramının Kökeni ve Anlamı

 

Remzi Kaptan

 remzi.kaptan@yahoo.com

Aleviler ve Aleviliğe yönelik olarak, tarihten günümüze uzanan düşmanca bir karşıtlığın olduğu inkar edilemez bir gerçekliktir. Bu karşıtlık bazı dönemler barbarca katliamlar uygulayarak, bazı zamanlar farklı yöntemler kullanarak bu inancı ve bu inanca inanan toplumun varlığını yok etmeyi hedefleyen bir karşıtlıktır. Alevilere ve Aleviliğe saygı duyan, varlığına hoşgörüyle yaklaşan bir karşıtlık değildir. Böyle olduğu için, çağdaş dünyanın değerlerinden, demokrasi ve inanç özgürlüğü anlayışından çok çok uzak olan bir anlayış olduğu için, “tek doğru benim doğrumdur, benden başka herkes yanlıştır” dediği için; Alevileri ve Aleviliği yok etmek, edemediği takdirde ise marjinal hale getirmek için her türlü yöntemi, hayatın her alanında kullanan ve bunda çokçada başarılı olan bir karşıtlıktır. İşte bundan dolayıdır ki  Alevi kelimesinin kökeni ve anlamı hakkında bile çok çeşitli tahrifatlar, gerçek manasından uzak söylemler var. En basit, yalın, somut, anlaşılır bir kelime/kavram hakkında bile bu kadar farklı söylem ve algılamalar varsa, diğer konular hakkındaki çarpıtmaların, kafa karışıklığının boyutlarını dostların ve yolu anlayıp sürmek isteyen canların inisiyatifine bırakıyorum.

Varsın Alevi karşıtları ha bire her tür yöntemle amaçları için çalışsınlar. Bizlerde bu yola inanan ve bu yolun sürmesini isteyenler olarak elbette doğrularımızı dile getirmeye devam edelim. Bıkmadan, yorulmadan, şüpheye düşmeden, değerlerimizden zerre taviz vermeden yolumuzu sürmeye devam edelim, gerçeklerimizi herkese haykıralım. İşte bu gerçeklerden biride, bin bir anlama gelecek şekilde sunumu yapılan Alevi kelimesinin Hz. Ali'ye mensubiyet anlamına geldiği gerçeğidir.

Birileri ısrarla ve sistematik bir şekilde Alevi kavramının Hz. Ali ile ilgili olmadığını, abuk subuk teoriler geliştirerek, zerre kadar tutarlılığı olmayan gerekçeler sunarak, kavramları tersyüz ederek adeta Alevi toplumuna dayatıyor. Bütün bu tutarsız ve çelişkili anlatımlara karşın değerli araştırmacı Hamza Aksüt şunları yazıyor: “Alevi terimi son yıllarda özellikle Türkiyede tartışma konusu olmuştur. Oysa, terimin anlamı ve kökeni gayet açıktır. Alevi, `Ali`ye bağlı olan, Ali`yle ilgili` anlamında bir terimdir. Konuyu bazı örneklerle somutlaştırmak gerekirse:

Musevi; `Musa´ya bağlı olan, Musa´yla ilgili´

İsevi; ´Isa´ya bağlı olan, İsa´yla ilgili´

Bektaşi; ´Bektaş'a bağlı olan, Bektaş'la ilgili´

Dünyevi; ´Dünya´ya bağlı olan, Dünya´yla ilgili´ demektir. Sözcüğün kökünün Ali´den Ale´ye dönüşümü Arapçanın bir gereğidir. Aynı kural gereği, Musa, Muse´ye; İsa, İse´ye; Dünya, Dünye´ye dönüşür. Ale´den sonra gelen vi, aidiyet ekidir. Aslında bu ek “i“dir. Ali, Musa, İsa, Dünya sözcükleri ünlü harfle bittiğinden v harfi kaynaştırma olarak girmiştir. Aile-ailevi, Ahire-Uhrevi gibi terimlerde de aynı kaynaştırma vardır.

Durum bu kadar açık olduğu halde, bir çok araştırmada Alevi teriminin kökünün yalım anlamındaki ´alev´olduğu gibi bir takım görüşler ortaya atılmış ve ilginçtir ki, bu görüşler bazı okurlarda etkili olmuştur. Bu görüşe göre Alevi, ´alevci, alevli, alevden yana´ demektir, hatta Alevilere Kızılbaş denmesi de alevin renginin kızıl olmasındandır.”*

Alevi kavramının tarihi konusunda da önemli tespitlerde bulunan Aksüt, şunları belirtiyor: “Türkiye´de Alevi teriminin tarihi de tartışma konusudur. Araştırmacıların bir çoğu, Alevilerin tarihteki adının Kızılbaş olduğunu, Alevi adının ise on dokuzuncu yüzyıl sonlarında Suriye´deki Arap Alevilerden (Nusayrilerden) Anadolu´ya geçtiğini savunmaktadır. Bu geçiş konusunda herhangi bir kaynak sunma gereği duymayan bu araştırmacılar, Osmanlı kaynaklarında Kızılbaş sözcüğünün kullanılmasını temel alarak Alevilerin de kendilerini için bu terimi kullandığını öne sürmektedirler. Oysa, Osmanlıların Alevileri gerçek adıyla anması, Ali´nin üstünlüğünü çağrıştırması ve bu yönüyle Sünniliği aşındırıcı bir etki yapması nedeniyle mümkün değildir.

Alevi terimi, peygamberin ölümünden hemen sonra ve özellikle Osman´in öldürülmesi sırasında Ali´yi tutanlar için kullanılmıştır. Ali´yi tutan topluluklara ´el-Aleviyye´ denmiştir. Ömer ve Osman´i tutanlara ise ´el-Ömeriyye´ ve ´el-Osmaniyye´ denmiştir. Görüldüğü gibi, Alevi teriminin ortaya çıkışı, Ali soyundan olanlar için değil, Ali´yi tutanlar , Ali´ye bağlı olanlar anlamındadır. ´Şiat Ali´(Ali yandaşlığı) en geç peygamberin ölümünden beri var olmuştur. İlk Ali yandaşları, Selman al-Farisi, Abuzer, ve Mikdad b. Al Asvad´ir.”*

Bu somut, tutarlı, kaynaklı tespitlerden de anlaşıldığı gibi Alevi demek Hz. Ali´nin yolundan giden, Hz. Ali´ye bağlı kimse demektir. Bunun oluşum tarihide Hz. Ali´nin yaşadığı döneme kadar gidiyor. Bu somut gerçekleri dahi inkar edip çarpıtanların başka daha neleri çarpıtabileceklerini, bu yola bağlı ve yolu samimiyetle sürdürmek isteyenlerin bir kez daha düşünmeleri gerekiyor. Düşünmekten de öte, bu gerçekleri daha bir yüksek sesle dile getirmeleri gerekiyor.

*  Hamza Aksüt

Aleviler

Yurt Kitap-Yayın

Sayfa 13, 20,21

 

 

 


Statistiken

 

Anrede:
Ihr Vorname:
Ihr Name:
Telefon-Nummer:
eMail:
Grund Ihrer Nachricht: Ich habe eine Frage
Ich habe einen Vorschlag für Ihre Seiten
Ich habe eine Kritik anzubringen
Text:

 

Kopieren nur mit Quellenangabe/Kaynak gösterilmeden kullanilamaz!